10 Kasım 2016 Perşembe

Evrimin Işığında


Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyum'larında yapılan sunumlardan derlediğimiz son kitap Iraz Akış ve N. Ezgi Altınışık’ın editörlüğünde yayımlandı. IV. ve V. sempozyumdaki doğa bilimlerinden sosyal bilimlere uzanan genişlikteki içerik evrim kuramının bütünleştirdiği bir düzlemde sunuldu.
Alt başlıklar:
Bilimsel Düşüncenin Yaygınlaşması: Evrim Eğitimi ve Popüler Bilim, 
Bilim Tarihinde ve Bilim Felsefesinde Evrim Kuramı, 
Kültürel Evrim,
Moleküllerden Topluluklara Evrim

Yazarlar: 
Özgür Taşkın
Derya Ünlü
Sedar Mayda 
Nalan Mahsereci
Hasan Erol Eroğlu
Erhan Nalçacı
Gökhan Akbay
Alaeddin Şenel 
Ali Somel
Ali Cenk Gedik
Çağatay Tarhan
Utku Perktaş
Hakan Gür
Çağatay Tavşanoğlu

30 Ağustos 2016 Salı

Sapiens'in günahları I - Cevap arıyoruz

Hayatı kendi yaşadığımız anlardan ibaret görmenin ötesine bakınca toplumlar tarihini, insanın hem biyolojik hem düşünsel evrimini merak etmek kolaylaşıyor.Hele işlerin çok karıştığı, her türlü tehdidin arttığı dönemlerde bu arayış hali daha da güçleniyor. Kendi türümüzün geçmişini öğrenerek bugünü anlayabilmek, anlamakla değiştirmek arasındaki bağı keşfedebilmek sıkıştığımız koşullar içinde bize ışık oluyor.

Cevap arıyoruz!!

Sapiens'in günahları VI - Dilin evrimi üzerine

Homo cinsini diğer kuyruksuz maymun türlerinden –ve elbette diğer memelilerden– ayıran en önemli özelliklerden biri, onlara kıyasla oldukça esnek (elastik) bir beyinle doğmasıdır. Ünlü nörobilimci David Eagleman’ın ifadesiyle, “yunuslar, daha doğumda yüzmeye başlarlar; zürafalar ayakta durmayı saatler içinde öğrenirler; bir zebra yavrusu da doğumu izleyen kırk beş dakika içinde koşabilir. … Hayvan yavrularındaki bu hızlı gelişimin nedeni, beyinlerinin büyük oranda önceden programlanmış* bir şablona göre bağlantılar kurmasıdır. … İnsanlar ise aksine, buzlu tundralardan yüksek dağlara ya da vızır vızır işleyen kentlere kadar birçok farklı ortamda yaşama becerisine sahiptir. Bunun mümkün olmasının nedeniyse, gelişimi şaşılası ölçüde eksik kalmış birer beyinle doğuyor olmamızdır.” “Esneklik” derken kastedilen budur: diğer memelilerin aksine insan beyninin doğumdan sonra çok büyük ölçeklerde biçimlendirilebilir oluşu. Harari’nin iki buçuk milyon yıldır insan beyninin evrimini sürdüren şeyin ne olduğunu bilmediğimizi iddia etmesi ise bu derece zayıf bir kitap için bile gülünç. Zira bu sebep yüz elli yıldan fazla bir süredir biliniyor: doğal seçilim.

Sapiens'in günahları V - Gelecek kurgusu

Bütün hayat “inandığımız veya kabullendiğimiz ortak mitler” etrafında örgütlenmiş, televizyonlardan, internetten, siyasetten, edindiğimiz mülklerden, beşeri bilimlerden vb. sel olmuş üzerimize akıyor. Yabancılaştığımız hayat böyle bir şey. Fakat yabancılaşma sorunu her şeyin bir mit olduğunu mu gösterir ya da soyutladığımız her şeyin bir mit kadar “desteksiz” olduğunu mu düşünmeliyiz?

İnsan hakları, özgürlük, adalet gibi kavramlar da para gibi, kutsallık gibi “insanların yarattığı bir mittir” dendiğinde aradaki fark ortadan kaybolmuyor. Bir tarafta insana ve doğaya zarar vermemek için uğraşan bir düşünce yapısı varken, diğer tarafta kaba bireysel çıkarcılık var. Harari’nin her şeyi bir torbaya koyma savından ancak kötülüğü olağanlaştırma çıkar.

Sapiens'in günahları IV - Tarih yönsüz mü?

İnsan algısı için sonsuz olan zamanın içinde, insanlığın kültürel evrimini anlamlandırdığımız sürece insanlık tarihi diyoruz. İnsanlık tarihinin Homo cinsinin tümünü kapsadığını düşünebiliriz. Çok açık ki bu 2 milyon yıllık süreç içerisinde hem biyolojik, hem de kültürel büyük değişimler var. Bu tarih süreci içinde kültürel değişim, biyolojik değişimin önüne geçiyor ve başlıca belirleyen haline geliyor. Bu kültürel değişimlerin kaynağı nedir? Bir mantığı var mıdır? Etkileşenler nelerdir, belirleyici güçler nelerdir? Tarihi inceleyerek bunları anlamaya çalışıyoruz.

Harari kitabında insanın hareket etmesinin, kurguladığımız hayallerin imkan verdiği işbirliği sayesinde mümkün olduğunu söylüyor. “İnsanların yaşamlarını örgütleyen temel düzenin aslında sadece hayallerinde var olduğunu” iddia ediyor ve bu hayal dünyası içinde “imparatorlukları, parayı ve dinleri yarattık,” diye örnekliyor. Bu toplam, türemiş alt başlıklarıyla birlikte bütün kültürümüzü oluşturuyor, diyor. İyisiyle kötüsüyle asla “öngörülemeyen kaotik bir tarih akışı” bulunduğunu söylüyor.

Peki tarihsel değişimin kaynağını nerede görüyor? Fikirlerin, kültürlerin bireyler, toplumlar veya çıkar grupları arası çatışmalarla değiştiğini söylüyor. Tarihin devinimini bu nokta ile açıklıyor; çatışmalar “kültürün motoru, türümüzün yaratıcılığının başat sebebidir” diyor. Harari’ye göre neyin, neyle, neden çatıştığını önceden bilemeyiz, dolayısıyla tarihin rastgele bir akışı var.

Çatışma ve esasında çelişkilerin devindirici güç olduğunu kabul ettikten sonra bir adım öteye gidebiliriz. Şunları sorabiliriz: Çelişkiler nasıl ortaya çıkıyor? Hayaller arasında seçilim nasıl oluyor? Ona değil de bu hayali anlatıya insanlar nasıl ikna oluyor? Hayallerin“kıyaslayamayacağımız güzelliğine”, “nasıl oluştuğunu bilemediğimiz gücüne” göre mi kalıcılaştıklarını düşüneceğiz?

Harari bunları bilemeyeceğimiz fikrinde ısrarcı. Neredeye, farklı kişilik sahibi insanların kaprisleriyle dünyanın şekillendiğini düşünecek. “İlerleme yoktur” ve “tarihin akışı yönsüzdür” düşüncesinin kitabın özünü oluşturduğu çıkarsanabiliyor.

Sapiens'in günahları III - İnsanın ekolojik rolü

Canlılık tarihi, aynı zamanda var oluş ve yok oluşların tarihi. Canlılığın 4 milyar yıl önce ortaya çıkışından itibaren birçok türün soyunun tükendiğini biliyoruz. Öyle ki bugün yaşayan milyonlarca ökaryot türü, dünya tarihinde evrilmiş türlerin %1’ini bile muhtemelen temsil etmiyor.

Dünya tarihinde çok sayıda kitlesel yok oluş da yaşandı. Bunlardan en ünlüsü dinazorların yok olduğu 65 milyon yıl önceki vakaydı, ama çok daha vahim yok oluşlar da biliniyor: Örneğin 250 milyon yıl önce yaşanan bir vakada ise dönemin türlerinin %90 ila 96’sının yok olduğu tahmin ediliyor.

Sapiens'in günahları II - Bütünlüklü bir insan tarihi

Kitabın ilk bölümünde, insanın ortaya çıkışı ve diğer türlerle ilişkisi kitabın diğer bölümlerine göre hızlı ancak derli toplu incelenmiş. Ancak burada ufak tarihlendirme hatalarını düzeltmekte yarar var. Bugün -ve kitabının ilk baskısının yapıldığı 2011 yılında- modern insanın ilk kez yaklaşık 200 bin yıl önce Afrika’da tarih sahnesine çıktığı biliniyor. Ek olarak, Homo sapiens’in diğer insan türlerinden ayrıldığı dönemler artık genetik çalışmalarla belirlenebiliyor. Yazarın da kitapta atıf yaptığı, 2010 yılında Neandertal taslak genomunun yayınlandığı çalışmada, Neandertal-Homo sapiens ayrışmasının yaklaşık 300-400 bin yıl önce gerçekleştiği hesaplanıyor. Daha sonraları yapılan genetik çalışmalar, Neandertallerle ayrışmamızın yaklaşık 480 bin yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor; bu da fosil kaydıyla uyumlu bir tahmin.

Afrika'da evrilen Homo sapiens’in, son 100 bin yıl içinde birden fazla Afrika’dan çıkış denemesi yaptığını biliyoruz. Bunlardan 100 bin yıl önce gerçekleşen ilk deneme, Arabistan Yarımadası civarında sekteye uğruyor ve ileriye gidemiyor. Bu yıl yapılan bir çalışmada, bu çıkışla birlikte modern insanların muhtemelen Levant bölgesinde ilk kez Neandertallerle karşılaşıp çiftleştiği gösterilmişti. Bugün Afrikalı olmayan toplumların bildiğimiz kadarıyla tamamı Neandertallerden bir parça taşıyor.

Sapiens'in günahları

Bu dizide, tarihçi Yuval Noah Harari tarafından yazılan ve 2012 yılında yayımlanan, 2015 yılında Türkçeye çevirilen “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Tarihi" adlı popüler bilim kitabını bir grup bilimci ve bilimsever eleştirel gözle inceliyor ve tartışıyoruz. Kitabın biyolojik ve toplumsal tarih üzerine savlarının eleştirisi beş bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, yazarın temel tezinin, "hayal gücü sayesinde herşeyi kurgular ve yönetiriz" fikrinin eleştirisine odaklanıyor. İkinci ve üçüncü bölüm yazarın biyolojik evrimle ilgili yazdığı kısımdaki önemli eksikleri ele alıyor. Dördüncü bölüm yazarın tarihi inceleme yöntemi ya da yöntemsizliği hakkında bir eleştiri. Son bölüm ise kitabın, gelecek hakkında kapitalizmin sınırlarını aşamayan yaklaşımını ve bu yaklaşımın alternatifini işliyor.

I - Cevap arıyoruz

II - Bütünlüklü bir insan tarihi

III - İnsanın ekolojik rolü

IV - Tarih yönsüz mü?

V - Gelecek kurgusu

VI(EK) - Dilin evrimi üzerine tartışıyoruz...

27 Mayıs 2016 Cuma

Burgaz Ada'da Kuş Gözlem Gezisi

GÜNCEL: Gezimiz Adalı Dergisi yazarı Sema Askeri Uzuner tarafından kayıt altına alındı. Okumak için tıklayabilirsiniz!


Sait Faik Abasıyanık Müzesi ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi ortaklığı ile bu yıl Burgaz Ada'da düzenlediğimiz bilim atölyelerinin kapanışını kuş gözlem şenliği ile yapıyoruz.

Öğretmenler, veliler, tüm meraklılar katılabilir. Ama öncelik çocukların. Katılım yoğun olursa kuş gözlemciliği üzerine genel bir sunuşun ardından küçük gruplara ayrılacağız. Ben çocuklarla gezerken ilgilenenler adayı serbest gruplar halinde inceleyebilirler. 

Doğa gözlemleri için bir dürbün edinmenin vesilesi olabilir bu etkinlik...

[Afişi büyütmek için üzerine tıklayın]

1 Nisan 2016 Cuma

Çocuklarla doğa gözlemi üzerine sohbet

Ne demek mi oluyor doğa gözlemcisi? Yağmurun seyircisi olmaktır. Kartopu oyuncusu olmaktır. Kelebeklerle koşan atlet olmaktır. Hangi ağacın hangi ayda çiçeklendiğini söyleyen bilge olmaktır. Gecenin kokusunu, karıncanın sesini duyan sezgin olmaktır.

Peki doğa gözlemcisinin el kitabı "Doğadayım" serisi için çocuklar neler dedi? Biz sohbet ettik, sohbetten minik bir seçkiyi burada yayınlıyoruz. Daha fazlası için bizzat deneyimleyebilirsiniz. Benimle de yaşadıklarınızı paylaşırsanız mutlu olurum. 


Maymun Manzaraları



Bizim Kuşlar